
Resulullah (sav) şöyle buyurur; kişiyi ayakta tutan aklıdır. Aklı olmayanın dini de yoktur. (Camiü’s-Sağir 4:528 ‘H.no:6159)
En fazla maskemizi takıp evimizin yakınlarında parka hava almaya gidecektik. Ne yazık ki kavimler göçünü tekrar yaşadık.
Yasakların duyurusu ile birlikte, tevekkül sahibi inançlılarımız da dahil olmak üzere bir panik havasına girdiler. Sınırlamaların manasında yatmakta olan asıl nedenin sosyal etkileşimi azaltmaya yönelik olması hiç bilinmiyormuşçasına, tüm ülke tam kapanma kampıma hazırlık içinde ordan oraya koşuşturdu.
Aylardan bu yana “hadi artık bir an önce bitmeli ve tam kapanmaya geçelim” diyen kim varsa pandemi hicretini başlattılar. Soru/yorum; seyahat edilen şehirlerde yok muydu bu virüs? Mutasyonun başkenti olan Doğu Karadeniz bölgesine akın edilişin cazipliği neydi? Cevapsız kalan birçok soru da cabası.
Anlama noktasında zorluk çektiğim bir diğer konu ise, neden bu cahil göçünün önüne geçilmediğiydi. Viral pandemi dönemindeysek ve “ hayat eve sığar” ise toplumun bu seyahatlerine neden göz yumuldu. Açıklama öncesinde bu tür bir karar alındığında hangi sonuçların doğacağı en nihayetinde ön görülen bir olasılık iken neden ‘cahil göçüne’ dolaylı yoldan izin verildi?
Evet. Ortada dünyanın dengesini alt üst eden bir şey var. Bu yadsınamayan gerçek toplumun her minvalinde hissedilen bir mesele artık ve bunu kabul ediyorduk. Peki ortada böyle bir gerçekçilik yokmuş gibi görünen ve sergilenen davranışları nereye koyacaktık? Mesele açıktı ve uyarılar da anlaşılırdı. “ O halde soruyorum; son bir yılda pandemi sarmalının neresindeyiz? Yarım porsiyon cahillik ile oradan oraya savruluyorken ortaya net, somut ve aklın alacağı rasyonel belgeler neden getirilemiyor? Bugünün kararı yarının yerini tutmazsa daha çok ‘ komplo teorisyenleri’ peydahlanacağı açık.
Aklı üstün tutmayanların yönettiği dünyada,
Akılcı çözüm aramak cahilliktir.
Cahile laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.” der geçmişin bilge dedeleri. Bu söz tam olarak neyi ifade ediyor olabilir diye düşünüyorum etrafımızda meydan gelen uygulamaları ve pratikleri gördükçe. Deve, hendeği nasıl sevmezse cahil de yeni bir sözü dinlemeye, alınmış kararları sorgulamaya ve anlamaya kapalıdır çoğu zaman. Kulaktan dolma öğrendikleriyle bir ömür geçirir. Başka bir ömür bağışlansa bile o ömrü de çarçur eder.
Öğrenmeye, değişmeye kulağı sağır, gözü kördür fikrini iliklerimize kadar hissediyorduk artık. Az biraz basiret şerbetinden yudumlamış insana, derinlik kazanmış cahilden daha fazla şey anlatmak hatta izah etmek mümkün görünüyor olsa bile, yine de yarı cahile bir şeyler anlatmak çok kolay değildir. Niye ki diye sorular aklımızın ön cephesinde dolaşmadan ce- vaplamak gerekir. Nedeni şu ki; bir kere yarım yamalak bildiklerini ya da bildiğini zannettiklerini yani oradan buradan duyduklarını tıraşlamak gerekir. Mümkünlük sorgulanmadığında herkese birçok şey mümkünmüş gibi geliyordu. “Boşa” demeyelim de zorlu ve sürekli bir uğraştır bu. Aydınlanan insan; sorular sormak, sordukça özgürleşmek, kölelikten var oluşun da amacı olan insanlığa geçmek ister ama bu süreç zorlu ve bedelli bir süreç. Sancılı ve ağrılı zamanların başlangıcı olabiliyor çünkü kölelikten insanlığa atılan adım aynı ana rahminden dünyaya atılan bir adım gibidir. Bu yüzden doğumun karşısında olanlar; boyun eğeni ve diz çökeni ayağa kaldırmak için çabalamazlar. Çabalayanlara da ölümlerden ölüm beğendirirler. Bedenin ölümü değil sözünü ettiğim. Gerçi o da olmuyor değil ama fikrin ölümünden bahsediyorum daha çok.
Neyse, ‘cahil göçü’ nün sebebine ilişkin konuşuyorduk. Cahilizm doğuyor demiştik. Bireyler için böyle olduğundan kuşkum yok da sosyal dinamikler yani toplum için başka mıdır? Bürokrasinin tuhaf ve anlamsız uyuşuklukları, kör ve zifir gibi kara olan cahillikleri, toplumları sardı mı insanın da geleceği zifiri bir hal alıyordu. ‘Cahil göçü’ örnek olabilir miydi buna? Cevabı sizlere kalmış ancak bildiğim tek şey şuydu. Cahilliğe tutsak insanı ramazan davulu çalsanız da kaldıramazdınız o derin ve bir o kadar da tatlı uykusundan…
Şimdi soru/yorum; Kim cahildi? Diye. ‘Cahil Göçü’ nü başlatan mı? Yoksa bu göçe katılanlar mı?